25-07-2010, 01:14:44 AM
Bakalım nikâhta keramet var mı
Stephenie Meyer'in çok satan romanından sinemaya uyarlanan ‘Alacakaranlık' serisinin ilk iki filmi, hatırı sayılır bir ilgi görmüştü. Çarşamba günü tüm dünya ile aynı anda Türkiye sinemalarında da gösterime giren serinin son filmi ‘Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma' Türkiye'de de ilk günden 126 bin seyirciyi salonlara çekmeyi başardı.
Lise öğrencisi güzel kızımız Bella ile ‘soğuk benizli' vampir oğlumuz Edward'ın ‘klişelere' sığmayan aşkının anlatıldığı hikâye; imkânsız aşk vurgusuyla ilk aşklarını arayan kuşağın ve genç kadınların beğenisini kazandı. Hikâyenin ikinci bölümü ‘Yeni Ay'da Kurt Adam Jacop'un da Bella'nın aşkına talip olmasıyla ‘rekabetin' kızışması ilgiyi daha da artırdı. Ancak, hem serinin hayranlarının hem de sinema eleştirmenlerinin ortak kanısı, ikinci filmin ilkine göre çok daha zayıf olduğu şeklindeydi.
Serinin son filmi ‘Tutulma' ise film olarak bu sıralamanın en altında duruyor. Orijinal bir buluş olarak başlayan öykü giderek sıradanlaşan ve klişelere sığınan çaresizliğiyle etkisini kaybederken; filmin görsel gücünün de ilk iki filme yaklaştığını söylemek gerçekten zor.
Peki neden zor. Önce ‘Tutulma'nın konusuna kısaca bir göz gezdirelim.
Evlenmeden olmaz
Bella, Edward'a olan aşkını kanıtlamak ve ‘sonsuza kadar mutlu yaşamak' için okulun bitmesini beklemektedir. Mezuniyetin ardından ‘dönüştürülecek' olan Bella, vampir olacak ve sonsuz hayata kavuşacaktır. Ancak Edward, sevdiği kadının ruhunu kaybetmesine pek yanaşmaz ve evlilik şartı koyar. Öte yandan kurt adamımız Jacop ise Bella'nın aslında kendisine âşık olduğunu ama farkına varamadığını düşünmektedir. Edward ile sonsuz hayata hazırlanan Bella'nın kafası, Jacop'un ısrarları sonucu biraz karışacaktır.
Aşkın kutsal halesi
Filmin aksiyon yönünde, ikinci filmde kafayı Bella'ya takan Victoria'nın intikam planları işlenmektedir. Riley isimli vampiri kullanarak ‘Yenidoğanlar Ordusu' kurmaya hazırlanan Victoria'nın gazabından Bella'yı korumak için kurt adamlar ve vampirler zorunlu işbirliği yapmak zorunda kalırlar.
Alacakaranlık'ta Bella ile Edward'ın ölümü göze alan aşkının etkileyiciliği, tarihteki ‘büyük aşk'lar ile kurduğu akrabalıktan kaynaklanıyor. Bir insan ile bir vampirin ‘imkânsız' ilişkisine, yoğun sevginin beraberinde ölüm gibi bir sonuç doğuracağı gerçeği eklendiğinde, bu aşkın çekim gücü daha da artıyor. Zira, Edward'ın kan ve kokuya olan duyarlılığını Bella karşısında kontrol edebilmesi bir yere kadar. Yani tıpkı, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı ya da Romeo ile Juliet öykülerinde olduğu gibi ‘cinsel olarak kavuşamama' hali bu hikâyeyi de bir hale ile ‘kutsuyor'. Bella ile Edward'ın aşkının bu ‘imkânsız' hali, modern ve antik aşk efsaneleriyle ne kadar yakınsa; Jacop'un Bella'ya yaklaşımı da bir o kadar ‘çağdaş' aslında. Bella, Edward ile tensel bir bütünlük sağlayamazken, Jacop ikinci filmden itibaren yarı çıplak bir halde açık bir cinsel obje olarak filmin içinde geziniyor. Her ne kadar ölümü göze alsa bile Bella'nın Edward'a olan aşkının büyüklüğünün en önemli kriteri ‘imkânsızlık' iken, Jacop'a olan tanımlayamadığı ilginin tek nedeni de o elde edilebilir bir tensel haz daveti.
Yeniden klişelere teslim
Bu durumu vampir soyunun ‘aristokrat ve ulaşılmaz' kökleri ile ‘kurt adam' efsanesinin ‘halkçı' karakteriyle de bağlayabiliriz belki; ama bu, başka bir yazının konusu olabilir pekâlâ.
Peki serinin iki bölümlük sonu ‘Breaking Dawn' öncesinde ‘aşk hikâyesi' açısından durum nedir. Şudur: ‘Büyük ve imkânsız' olarak başlayan Bella-Edward aşkı epey bir badire atlatmış ama belli ki biraz da yorulmuş. Kitabı okumadığım için serinin finali hakkında bir fikrim yok. Ama üç bölümün sonunda bu büyük aşkın ‘evlenmeden olmaz' noktasına gelmiş olması, kimileri tarafından ‘çook romantik' bulunabilir; fakat bu durum vampir-insan aşkı gibi parlak bir fikrin dönüp dolaşıp ‘klişe' hale geldiğinin resmidir.
Film, hikâye olarak bu kadar aksarken, aksiyon açısından umut veriyor mu? Korkarız bunun cevabı da olumsuz. İlk filmdeki ‘duygu yoğunluğu', kıvamında bir aksiyonla dengelenmiş ve kitabı okumayan seyirci için de tat alınabilir bir yapım ortaya çıkmıştı. İkinci filmde duygu biraz ‘arabesk'e kaysa da kurt adamların ortaya çıkışıyla aksiyon yine iyiydi. Ama ‘Tutulma'da bu bakımdan diğerlerini aşan bir durum yok. Öngörülemez bir aksiyon öyküsü ve görüntü görmek zor.
David Slade'nin yönetmenlik koltuğunda yer aldığı ‘Tutulma'da Kristen Stewart (Bela), Robert Pattinson (Edward), Taylor Lautner (Jacob) gibi esas elemanlar ilk iki filmdeki ortalamalarını tutturuyorlar. Filmin yeni yüzü ise Victoria'yı oynayan Bryce Dallas Howard.
Sonuç, ‘Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma' diğer iki filmin altında. Ama serinin hayranları başladıkları işi bitirmek için gidebilir. Bir hatırlatma: Serinin daha iki filmlik bir finali var. Yani bu hikâye daha çok su kaldırır...
Şenay Aydemir
Kaynak
Stephenie Meyer'in çok satan romanından sinemaya uyarlanan ‘Alacakaranlık' serisinin ilk iki filmi, hatırı sayılır bir ilgi görmüştü. Çarşamba günü tüm dünya ile aynı anda Türkiye sinemalarında da gösterime giren serinin son filmi ‘Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma' Türkiye'de de ilk günden 126 bin seyirciyi salonlara çekmeyi başardı.
Lise öğrencisi güzel kızımız Bella ile ‘soğuk benizli' vampir oğlumuz Edward'ın ‘klişelere' sığmayan aşkının anlatıldığı hikâye; imkânsız aşk vurgusuyla ilk aşklarını arayan kuşağın ve genç kadınların beğenisini kazandı. Hikâyenin ikinci bölümü ‘Yeni Ay'da Kurt Adam Jacop'un da Bella'nın aşkına talip olmasıyla ‘rekabetin' kızışması ilgiyi daha da artırdı. Ancak, hem serinin hayranlarının hem de sinema eleştirmenlerinin ortak kanısı, ikinci filmin ilkine göre çok daha zayıf olduğu şeklindeydi.
Serinin son filmi ‘Tutulma' ise film olarak bu sıralamanın en altında duruyor. Orijinal bir buluş olarak başlayan öykü giderek sıradanlaşan ve klişelere sığınan çaresizliğiyle etkisini kaybederken; filmin görsel gücünün de ilk iki filme yaklaştığını söylemek gerçekten zor.
Peki neden zor. Önce ‘Tutulma'nın konusuna kısaca bir göz gezdirelim.
Evlenmeden olmaz
Bella, Edward'a olan aşkını kanıtlamak ve ‘sonsuza kadar mutlu yaşamak' için okulun bitmesini beklemektedir. Mezuniyetin ardından ‘dönüştürülecek' olan Bella, vampir olacak ve sonsuz hayata kavuşacaktır. Ancak Edward, sevdiği kadının ruhunu kaybetmesine pek yanaşmaz ve evlilik şartı koyar. Öte yandan kurt adamımız Jacop ise Bella'nın aslında kendisine âşık olduğunu ama farkına varamadığını düşünmektedir. Edward ile sonsuz hayata hazırlanan Bella'nın kafası, Jacop'un ısrarları sonucu biraz karışacaktır.
Aşkın kutsal halesi
Filmin aksiyon yönünde, ikinci filmde kafayı Bella'ya takan Victoria'nın intikam planları işlenmektedir. Riley isimli vampiri kullanarak ‘Yenidoğanlar Ordusu' kurmaya hazırlanan Victoria'nın gazabından Bella'yı korumak için kurt adamlar ve vampirler zorunlu işbirliği yapmak zorunda kalırlar.
Alacakaranlık'ta Bella ile Edward'ın ölümü göze alan aşkının etkileyiciliği, tarihteki ‘büyük aşk'lar ile kurduğu akrabalıktan kaynaklanıyor. Bir insan ile bir vampirin ‘imkânsız' ilişkisine, yoğun sevginin beraberinde ölüm gibi bir sonuç doğuracağı gerçeği eklendiğinde, bu aşkın çekim gücü daha da artıyor. Zira, Edward'ın kan ve kokuya olan duyarlılığını Bella karşısında kontrol edebilmesi bir yere kadar. Yani tıpkı, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı ya da Romeo ile Juliet öykülerinde olduğu gibi ‘cinsel olarak kavuşamama' hali bu hikâyeyi de bir hale ile ‘kutsuyor'. Bella ile Edward'ın aşkının bu ‘imkânsız' hali, modern ve antik aşk efsaneleriyle ne kadar yakınsa; Jacop'un Bella'ya yaklaşımı da bir o kadar ‘çağdaş' aslında. Bella, Edward ile tensel bir bütünlük sağlayamazken, Jacop ikinci filmden itibaren yarı çıplak bir halde açık bir cinsel obje olarak filmin içinde geziniyor. Her ne kadar ölümü göze alsa bile Bella'nın Edward'a olan aşkının büyüklüğünün en önemli kriteri ‘imkânsızlık' iken, Jacop'a olan tanımlayamadığı ilginin tek nedeni de o elde edilebilir bir tensel haz daveti.
Yeniden klişelere teslim
Bu durumu vampir soyunun ‘aristokrat ve ulaşılmaz' kökleri ile ‘kurt adam' efsanesinin ‘halkçı' karakteriyle de bağlayabiliriz belki; ama bu, başka bir yazının konusu olabilir pekâlâ.
Peki serinin iki bölümlük sonu ‘Breaking Dawn' öncesinde ‘aşk hikâyesi' açısından durum nedir. Şudur: ‘Büyük ve imkânsız' olarak başlayan Bella-Edward aşkı epey bir badire atlatmış ama belli ki biraz da yorulmuş. Kitabı okumadığım için serinin finali hakkında bir fikrim yok. Ama üç bölümün sonunda bu büyük aşkın ‘evlenmeden olmaz' noktasına gelmiş olması, kimileri tarafından ‘çook romantik' bulunabilir; fakat bu durum vampir-insan aşkı gibi parlak bir fikrin dönüp dolaşıp ‘klişe' hale geldiğinin resmidir.
Film, hikâye olarak bu kadar aksarken, aksiyon açısından umut veriyor mu? Korkarız bunun cevabı da olumsuz. İlk filmdeki ‘duygu yoğunluğu', kıvamında bir aksiyonla dengelenmiş ve kitabı okumayan seyirci için de tat alınabilir bir yapım ortaya çıkmıştı. İkinci filmde duygu biraz ‘arabesk'e kaysa da kurt adamların ortaya çıkışıyla aksiyon yine iyiydi. Ama ‘Tutulma'da bu bakımdan diğerlerini aşan bir durum yok. Öngörülemez bir aksiyon öyküsü ve görüntü görmek zor.
David Slade'nin yönetmenlik koltuğunda yer aldığı ‘Tutulma'da Kristen Stewart (Bela), Robert Pattinson (Edward), Taylor Lautner (Jacob) gibi esas elemanlar ilk iki filmdeki ortalamalarını tutturuyorlar. Filmin yeni yüzü ise Victoria'yı oynayan Bryce Dallas Howard.
Sonuç, ‘Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma' diğer iki filmin altında. Ama serinin hayranları başladıkları işi bitirmek için gidebilir. Bir hatırlatma: Serinin daha iki filmlik bir finali var. Yani bu hikâye daha çok su kaldırır...
Şenay Aydemir
Kaynak

