03-05-2010, 18:29:39 PM
Kerem Akça, DVD’si bu hafta piyasaya sürülen 'Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay'ı yorumladı.
![[Resim: 2r23mok.jpg]](http://i41.tinypic.com/2r23mok.jpg)
03 Mayıs 2010 Pazartesi
Vampir filminde çığır açan “Alacakaranlık” filmi, şüphesiz ilk devam filminde bu dezavantajın altında ezilecekti. Ancak yine de kendi dünyası içerisinde kurtadam miti üzerine bir şeyler sunmayı beceriyor “Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay”. Sonuç tatmin edici olmasa da serinin tamamında ‘kurtadam mitinin görsel dünyası üzerine bir film’ tanımıyla anılacak gibi duruyor karşımızdaki eser.
2000’lerin “Blade”i olarak öne çıktığını düşündüğüm ‘Alacakaranlık’ serisi, yoluna ikinci filmi “Yeni Ay” ile devam ediyor. Serinin 2008 tarihli birincisinin hemen ardından 2009’da ikinci, 2010’da ise üçüncü filmi “Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma”nın (“Twilight Saga: Eclipse”) gelmesi ise sevindirici. Öyle ki filmin değerinin anlaşıldığının ve yüksek bir kitleye ulaştığının bir göstergesi oluyor bu durum.
‘2000’lerin ‘Blade’i’ şimdiden beklenen etkiyi gösterdi
Aslında serinin temeline baktığımızda 1998’de “Bıçağın İki Yüzü”nün (“Blade”) vampir filmine getirdiği modelin üzerine koyan “Karanlıklar Ülkesi”nin (“Underworld”, 2003) daha yenilikçi bir versiyonu denebilir elimizdeki toplam için. Öyle ki “Blade”in çizgi roman estetiğinin içine soktuğu, ayrıca melez bir ırk haline getirdiği vampir karakteri, mitin meşhur tiplemelerinden olan ‘Vampir Avcısı Van Helsing’i yücelten bir görünüme sahipti. Eserin türü aksiyonla iç içe geçirmesi ise bir hayli önemliydi, hafiften gangster filmine de girerekten...
“Alacakaranlık” (“Twilight”, 2008) ise çizgi roman estetiği ve aksiyon ile bulanıp sınıf atlayan vampir filminin o yapay duran görsel yapısını birebir transfer ediyordu. Ancak bunu gençlik filminin içine de sokuyordu. Mavi filtre ise aristokrasinin ya da şimdinin burjuvazisinin konformizmini yansıtmak için görsel iskeletin merkezine yerleştiriliyordu. Tabii böyle olunca ister istemez vampir filmi türükleri gençlik filmi ile iç içe geçiyordu. İşin içine aşk girince ise bir şekilde vampirlik müessesinin ‘vejeteryan’ olduğu açıklanıyordu.
Tabii “Kana Susadım” (“Jennifer’s Body”, 2009) gibi bir filmde etki de yarattı “Alacakaranlık” şimdilik, ki yaşı daha henüz 1.5 falan. Bu ‘etkileme’ alanının genişlediğini de göreceğiz ileride bundan eminim...
Romeo ve Jülyet hikayesinin konseptini benimseyen bir devam filmi
İlk filmi Bella ile Edward’ın dans ettiği baloda bırakmıştık. ‘Bella, vampir olacak mı olmayacak mı?’ sorusuyla kapatmıştık. Burada ise bu ‘aşk’ meselesinin büyük hükümdarlığa afişe olmasıyla birlikte ilişkilerin gidişatı daha da zorlaşıyor. Zaten bu durum, hikayenin içinde Romeo ve Jülyet hikayesindeki kan davasının bir metaforu olarak da temsil ediliyor, hem de somut göndermelerle...
Ancak bu, tahmin ettiğimiz üzere Alacakaranlık mitindeki ‘kurtadam filmi’ potansiyeli üzerine bir eser. Öyle ki burada vampir yani aristokrat aşkından ayrılan Bella’nın kurtadam arkadaşı Jacob ile yakınlaşması ele alınıyor. Arka plandaki hikayesinden de bilindiği gibi, bölgenin ormanlık kısmı kurtadamların, banliyö bölümü ise vampirlerin olarak paylaştırılmış Orta Çağ’daki kavgalar sonrasında. Mitte de onların ikisi arasındaki mücadele öne çıkıyor. Anlayacağınız ‘Alacakaranlık Efsanesi’nin özünde bu var.
Kurtadam mitine uygun bir görsel değişim olsa da...
Bunu bilen “Yeni Ay” da aslında görsel yapıyı buna uygun şekilde inşa etmiş. İlk filmde Catherine Hardwicke’in kurgucusu, görüntü yönetmeni ve müzisyeni ile çalışılmasının aksine burada alanlarında farklı işler verseler de, sürekli gişe filmlerinde çalışmaktan yılmayan teknisyenler tercih edilmiş. Bunun üzerine de ilk filmdeki mavi filtre, burada yerini ‘karanlık’a bırakmış.
Öyle ki vampir, konformist aristokrasiyi; kurtadam ise bilinçaltındaki ilkelliği, bir bakıma proletaryayı temsil eder. Yani sınıfsal bir ayrım vardır ikisinin arasında. Aslında bunun alanda şu ana kadar en iyi kullanıldığı seri de ‘Karanlıklar Ülkesi’ filmleridir.
“Yeni Ay” ise Bella-Edward-Jacob aşk üçgeninde ‘siyah renk dokusu’ üzerinde bir egzersiz sunuyor. Böylelikle de aslında serinin ‘kurtadam filmi’ ayağı ile yüzleşmemizi sağlıyor. Ancak itiraf etmek gerekirse, kurtadam miti, hikayenin vampir filmi tarafı kadar iyi incelenememiş. Öyle ki bunu cinsel güdüler, bilinçaltındaki psikolojik meseleler ve tutku ile tasvir etmek var iken, film sadece Taylor Lautner’in ve arkadaşlarının her sabah şortlarıyla üstü çıplak bir şekilde ormandan çıkması üzerine kurmuş bunu adeta.
Bu da aslında sessiz sinemada ‘Rudolph Valentino hayranları için özel olarak çekilen sahneler’ mantığının bir benzerini, Lautner’in genç kız hayranları için getirmiş. Bu durum, filmin kendini sürekli tekrar etmesini sağlıyor aslında. Senaryoda da bir tıkanmaya yol açmış. Tabii Bella’ya aşık olan çocukla beraber sinemaya üçlü gittikleri an gibi dramatik yapı gedikleri de mevcut yapıtın. Öyle ki ya mantık boşlukları ya da miti iyi benimseyemeyen olaylar, “Yeni Ay”ı kurtadam filmi konseptini işleme konusunda çok da yenilikçi yapamıyor.
Üçlü aşka yaklaşımı açısından yenilikçi
Sadece vampir-kurtadam karşılaşmasını aşk üzerinden yapması, birkaç sahnede de ‘büyük ve vahşi kurt’ ile ‘güçlü vampirler’i karşı karşıya getirmesi, seriye bir şeyler ekliyor. Ancak bunun üzerinde bir şey yok. Filmin sonlarına doğru gelen vampir-kilise ilişkisinde ırkın başındaki Aro’nun (Michael Sheen) Papa ile özdeşleştirilmesi de bir başka ilginç tercih. Fakat bu fikir de “Karanlıklar Ülkesi”nde Bill Nighy’nin canlandırdığı tiplemeyle daha iyi görselleştirilmişti.
Lafın özü, “Yeni Ay”, ‘Alacakaranlık’ serisinde bir ara bölüm olarak anılacak gibi duruyor. Öyle ki yönetmenliğini “Amerikan Pastası”nın (“American Pie”, 1998) komedi mucidi olarak sinemaya giren yönetmeni Chris Weitz’ın yapması ve kameranın başına tabiri caizse kaşarlanmış bir görüntü yönetmenini geçirmesi, hakkıyla çekilememiş bir projeyle yüzleşmemizi sağlamış.
Ancak yine de vampir filmi ile kurtadam filminin yaptıkları atılımda bir kez daha beraber takılmaları, korkuda serinin yarattığı modern havanın devam ettirilmesini sağlıyor. Üçlü çekişmelerdeki ve genel tondaki görsel tercihler de elbette ‘farklı bir sinema filmi vardı serinin’ dedirtecek. Ancak Temmuz 2010’da vizyona girecek üçüncü film için David Slade’in tutulması, “Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma” ile esas efsanenin geri döneceğine dair umutlarımızı güçlendiriyor.
Bu film için ise ‘‘Romeo ve Jülyet’ hikayesine atıfta bulunan, alt-üst sınıf bireylerinin arasında kalmış aşık bir kızın öyküsünden öte değil’ ifadesi kullanılabilir kısaca. Sadece serinin kurt efektlerinin ilk görüldüğü halkası olması ve görsel yapısının fark yaratmasıyla dikkat çekiyor öyle ki.
![[Resim: 2r23mok.jpg]](http://i41.tinypic.com/2r23mok.jpg)
03 Mayıs 2010 Pazartesi
Vampir filminde çığır açan “Alacakaranlık” filmi, şüphesiz ilk devam filminde bu dezavantajın altında ezilecekti. Ancak yine de kendi dünyası içerisinde kurtadam miti üzerine bir şeyler sunmayı beceriyor “Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay”. Sonuç tatmin edici olmasa da serinin tamamında ‘kurtadam mitinin görsel dünyası üzerine bir film’ tanımıyla anılacak gibi duruyor karşımızdaki eser.
2000’lerin “Blade”i olarak öne çıktığını düşündüğüm ‘Alacakaranlık’ serisi, yoluna ikinci filmi “Yeni Ay” ile devam ediyor. Serinin 2008 tarihli birincisinin hemen ardından 2009’da ikinci, 2010’da ise üçüncü filmi “Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma”nın (“Twilight Saga: Eclipse”) gelmesi ise sevindirici. Öyle ki filmin değerinin anlaşıldığının ve yüksek bir kitleye ulaştığının bir göstergesi oluyor bu durum.
‘2000’lerin ‘Blade’i’ şimdiden beklenen etkiyi gösterdi
Aslında serinin temeline baktığımızda 1998’de “Bıçağın İki Yüzü”nün (“Blade”) vampir filmine getirdiği modelin üzerine koyan “Karanlıklar Ülkesi”nin (“Underworld”, 2003) daha yenilikçi bir versiyonu denebilir elimizdeki toplam için. Öyle ki “Blade”in çizgi roman estetiğinin içine soktuğu, ayrıca melez bir ırk haline getirdiği vampir karakteri, mitin meşhur tiplemelerinden olan ‘Vampir Avcısı Van Helsing’i yücelten bir görünüme sahipti. Eserin türü aksiyonla iç içe geçirmesi ise bir hayli önemliydi, hafiften gangster filmine de girerekten...
“Alacakaranlık” (“Twilight”, 2008) ise çizgi roman estetiği ve aksiyon ile bulanıp sınıf atlayan vampir filminin o yapay duran görsel yapısını birebir transfer ediyordu. Ancak bunu gençlik filminin içine de sokuyordu. Mavi filtre ise aristokrasinin ya da şimdinin burjuvazisinin konformizmini yansıtmak için görsel iskeletin merkezine yerleştiriliyordu. Tabii böyle olunca ister istemez vampir filmi türükleri gençlik filmi ile iç içe geçiyordu. İşin içine aşk girince ise bir şekilde vampirlik müessesinin ‘vejeteryan’ olduğu açıklanıyordu.
Tabii “Kana Susadım” (“Jennifer’s Body”, 2009) gibi bir filmde etki de yarattı “Alacakaranlık” şimdilik, ki yaşı daha henüz 1.5 falan. Bu ‘etkileme’ alanının genişlediğini de göreceğiz ileride bundan eminim...
Romeo ve Jülyet hikayesinin konseptini benimseyen bir devam filmi
İlk filmi Bella ile Edward’ın dans ettiği baloda bırakmıştık. ‘Bella, vampir olacak mı olmayacak mı?’ sorusuyla kapatmıştık. Burada ise bu ‘aşk’ meselesinin büyük hükümdarlığa afişe olmasıyla birlikte ilişkilerin gidişatı daha da zorlaşıyor. Zaten bu durum, hikayenin içinde Romeo ve Jülyet hikayesindeki kan davasının bir metaforu olarak da temsil ediliyor, hem de somut göndermelerle...
Ancak bu, tahmin ettiğimiz üzere Alacakaranlık mitindeki ‘kurtadam filmi’ potansiyeli üzerine bir eser. Öyle ki burada vampir yani aristokrat aşkından ayrılan Bella’nın kurtadam arkadaşı Jacob ile yakınlaşması ele alınıyor. Arka plandaki hikayesinden de bilindiği gibi, bölgenin ormanlık kısmı kurtadamların, banliyö bölümü ise vampirlerin olarak paylaştırılmış Orta Çağ’daki kavgalar sonrasında. Mitte de onların ikisi arasındaki mücadele öne çıkıyor. Anlayacağınız ‘Alacakaranlık Efsanesi’nin özünde bu var.
Kurtadam mitine uygun bir görsel değişim olsa da...
Bunu bilen “Yeni Ay” da aslında görsel yapıyı buna uygun şekilde inşa etmiş. İlk filmde Catherine Hardwicke’in kurgucusu, görüntü yönetmeni ve müzisyeni ile çalışılmasının aksine burada alanlarında farklı işler verseler de, sürekli gişe filmlerinde çalışmaktan yılmayan teknisyenler tercih edilmiş. Bunun üzerine de ilk filmdeki mavi filtre, burada yerini ‘karanlık’a bırakmış.
Öyle ki vampir, konformist aristokrasiyi; kurtadam ise bilinçaltındaki ilkelliği, bir bakıma proletaryayı temsil eder. Yani sınıfsal bir ayrım vardır ikisinin arasında. Aslında bunun alanda şu ana kadar en iyi kullanıldığı seri de ‘Karanlıklar Ülkesi’ filmleridir.
“Yeni Ay” ise Bella-Edward-Jacob aşk üçgeninde ‘siyah renk dokusu’ üzerinde bir egzersiz sunuyor. Böylelikle de aslında serinin ‘kurtadam filmi’ ayağı ile yüzleşmemizi sağlıyor. Ancak itiraf etmek gerekirse, kurtadam miti, hikayenin vampir filmi tarafı kadar iyi incelenememiş. Öyle ki bunu cinsel güdüler, bilinçaltındaki psikolojik meseleler ve tutku ile tasvir etmek var iken, film sadece Taylor Lautner’in ve arkadaşlarının her sabah şortlarıyla üstü çıplak bir şekilde ormandan çıkması üzerine kurmuş bunu adeta.
Bu da aslında sessiz sinemada ‘Rudolph Valentino hayranları için özel olarak çekilen sahneler’ mantığının bir benzerini, Lautner’in genç kız hayranları için getirmiş. Bu durum, filmin kendini sürekli tekrar etmesini sağlıyor aslında. Senaryoda da bir tıkanmaya yol açmış. Tabii Bella’ya aşık olan çocukla beraber sinemaya üçlü gittikleri an gibi dramatik yapı gedikleri de mevcut yapıtın. Öyle ki ya mantık boşlukları ya da miti iyi benimseyemeyen olaylar, “Yeni Ay”ı kurtadam filmi konseptini işleme konusunda çok da yenilikçi yapamıyor.
Üçlü aşka yaklaşımı açısından yenilikçi
Sadece vampir-kurtadam karşılaşmasını aşk üzerinden yapması, birkaç sahnede de ‘büyük ve vahşi kurt’ ile ‘güçlü vampirler’i karşı karşıya getirmesi, seriye bir şeyler ekliyor. Ancak bunun üzerinde bir şey yok. Filmin sonlarına doğru gelen vampir-kilise ilişkisinde ırkın başındaki Aro’nun (Michael Sheen) Papa ile özdeşleştirilmesi de bir başka ilginç tercih. Fakat bu fikir de “Karanlıklar Ülkesi”nde Bill Nighy’nin canlandırdığı tiplemeyle daha iyi görselleştirilmişti.
Lafın özü, “Yeni Ay”, ‘Alacakaranlık’ serisinde bir ara bölüm olarak anılacak gibi duruyor. Öyle ki yönetmenliğini “Amerikan Pastası”nın (“American Pie”, 1998) komedi mucidi olarak sinemaya giren yönetmeni Chris Weitz’ın yapması ve kameranın başına tabiri caizse kaşarlanmış bir görüntü yönetmenini geçirmesi, hakkıyla çekilememiş bir projeyle yüzleşmemizi sağlamış.
Ancak yine de vampir filmi ile kurtadam filminin yaptıkları atılımda bir kez daha beraber takılmaları, korkuda serinin yarattığı modern havanın devam ettirilmesini sağlıyor. Üçlü çekişmelerdeki ve genel tondaki görsel tercihler de elbette ‘farklı bir sinema filmi vardı serinin’ dedirtecek. Ancak Temmuz 2010’da vizyona girecek üçüncü film için David Slade’in tutulması, “Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma” ile esas efsanenin geri döneceğine dair umutlarımızı güçlendiriyor.
Bu film için ise ‘‘Romeo ve Jülyet’ hikayesine atıfta bulunan, alt-üst sınıf bireylerinin arasında kalmış aşık bir kızın öyküsünden öte değil’ ifadesi kullanılabilir kısaca. Sadece serinin kurt efektlerinin ilk görüldüğü halkası olması ve görsel yapısının fark yaratmasıyla dikkat çekiyor öyle ki.
Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:
1-Yaman Tilki (Fantastic Mr. Fox)
2-Avatar
3-Acı Aşk
4-Ricky
5-Gitar (The Guitar)
6-Yankı (The Echo)
7-Vavien
8-Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay (Twilight Legacy: New Moon)
9-Başka Dilde Aşk
10-Yaz Oyunlar (Sommarlek)
11-Ağustos (August)
12-2012
13-Ada: Zombilerin Düğünü
14-Yahşi Batı
15-Alvin ve Sincaplar 2 (Alvin & the Chipmunks 2)
Not: Liste, son 2 ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.
Kerem Akça
2-Avatar
3-Acı Aşk
4-Ricky
5-Gitar (The Guitar)
6-Yankı (The Echo)
7-Vavien
8-Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay (Twilight Legacy: New Moon)
9-Başka Dilde Aşk
10-Yaz Oyunlar (Sommarlek)
11-Ağustos (August)
12-2012
13-Ada: Zombilerin Düğünü
14-Yahşi Batı
15-Alvin ve Sincaplar 2 (Alvin & the Chipmunks 2)
Not: Liste, son 2 ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.
Kerem Akça
Kaynak:Tık!